--A+

Taptığım Babamla Şimdi İki Yabancıyız

Hafta içi Kanal 7 ekranlarının en çok izlenen dizisi "Elif"in en beğenilen karakterlerinden biri olan Gonca rolündeki başarısıyla dikkatleri üzerine çeken Dilara Yüzer, işinde sürekli yükselen bir grafik çizse de özel hayatında bir türlü dinmeyen bir baba hasreti sızısı çekiyor. Küçük yaşta anne-baba ayrılığı yaşayan Yüzer, "Bu ayrılığın ardından annem ve kardeşimle İstanbul'da yaşamayı seçtiğim için babamla ilişkilerimiz koptu. En son 4 yıl önce görüştük. Bir zamanlar taptığım babamla artık ik

ss

Taptığım babamla şimdi iki yabancıyız


Hani derler ya; her insanın hayatı bir filmdir aslında diye... İşte onun hayatı da kelimenin tam anlamıyla film gibi. Kanal 7 ekranlarının sevilen günlük dizi filmi "Elif"in en beğenilen karakterlerinden biri olan Gonca'dan bahsediyoruz. Daha doğrusu Gonca karakterine hayat veren "pembe rujlu barbie bebek" Dilara Yüzer'den... Yalova'da doğup büyüyen Yüzer, tiyatro ve sinema sevdalısı yüzlerce genç kızın yapamadığını yaptı... Kolayı değil, zor olanı seçti ve hayallerinin peşinden koşmaktan asla vazgeçmedi.

Hayat, başarıya açılan kapıları sonuna kadar zorlayan bu genç kızın çabalarını karşılıksız bırakmadı. Önce reklamlarda oynadı, sonra birkaç dizide yan castlık yaptı. Birkaç yurtdışı projesinden sonra onun için ana cast dönemi başladı. İki sezondur devam eden, Türkiye'de ve yurtdışında gösterildiği ülkelerde ilgiyle izlenen dizilerden birinde önemli bir karakteri canlandıran Dilara Yüzer için kamera önünde işler oldukça iyi gidiyor. Ancak özel hayatında, kalbinin derinliklerinde bir yerlerde çocukluktan gelen ve halen sıcaklığını koruyan bir sızı var. Bu sızının adı "baba hasreti". Beykoz'un Cumhuriyet Köyü'nde çekimleri devam eden "Elif" dizisinin setinde görüştüğümüz Dilara Uçar, iş ve özel hayatıyla ilgili sorularımızı içtenlikle yanıtladı: 



Sizi daha yakından tanımak adına Dilara Yüzer'i bize anlatır mısınız? Dilara Yüzer kimdir?

27 Eylül 1993 Yalova doğumluyum. Lise mezunuyum. Çocukluğum hep Yalova'da geçti. Tiyatro ve oyunculuk merakım da çok küçük yaşlarda başladı. Arkadaşlarım evcilik oynarken ben hep tiyatroyla meşguldüm. Küçük yaşlarda engelliler için ücretsiz oyunlar yaparak bu işe başladım. Ailemde tiyatroyla ilgisi olan kimse yoktu. Tiyatro merakım tamamen kendi içgüdüsel problemimdi aslında. İçimden gelen sesi dinledim, peşinden koştum ve çok şükür şimdi bunun meyvelerini yemeye başladım. Sonrasında bir anne-baba ayrılığımız oldu. Bu ayrılığın ardından ben bir süre Yalova'da babamla birlikte yaşadım. Ancak babamın işi dolayısıyla çok sık seyahat etmesi nedeniyle yalnız kaldığım için, İstanbul'a taşınan annem ve kız kardeşimin yanına gitmek istedim ve gittim. 10 yıldır da İstanbul'dayız. Burada da yine hayallerimin peşinden koşmaya devam ettim. Tanıdık aracılığıyla teklif gelmesi üzerine bir reklam filminde oynayarak işe başladım. Sonrasında da zaten çok şükür ki güzel güzel projelerlerle devamı geldi, hiç arkası kesilmedi. Şu anda üç kardeşiz. Benden küçük bir kız kardeşim ve bir de annemin daha sonradan yaptığı evlilikten olan bir küçük erkek kardeşim var.

Tiyatro eğitimi aldınız mı? 

2.5 yıl Ya­lo­va Genç­lik Mer­ke­zi­’n­de ti­yat­ro­ eğitimi aldım. İstanbul'a taşındıktan sonra da yakın olduğu için İstanbul'dan Yalova'ya sürekli git-gel yaptım. Oyunlar için hep Yalova Gençlik Merkezi ile koordine halinde oldum. Sonra niye yalan söyleyeyim tiyatrodan sıkıldım. Kamera önünü tattığımda, o bana daha bir keyif verdi. Tiyatrodan biraz uzaklaştım ve kamera önüne daha çok yöneldim. Yalova'da kalmış olsaydım belki bu kadar kısa sürede, yaşıma göre bu kadar iyi işlerde olamazdım. Çok git-gel yapmam gerekirdi. Bu işin merkezi İstanbul ve burada olduğum zaman işimde çok daha rahat ilerleyebilirdim ki öyle de oldu zaten. İstanbul'a geldikten sonra iş anlamında daha da bir hırslandım. 

"Elif" dizisindeki Gonca karakteriyle hırslı, öfkeli, ideallerinin peşinden koşan, güç sahibi olmak isteyen, ihtiraslı bir kızı canlandırıyorsunuz. Özel hayatınızda da idealist, kafasına koyduğunu yapan bir yönünüz var. Bu anlamda rolünüzle kişiliğiniz örtüşüyor diyebilir miyiz?
Hırslı, başarı odaklı, yenilgiyi asla kabul etmeyen bir yönüm var. Ama bunun tamamen işime olan aşkımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü daha çok iş hayatında öyleyim. Tuttuğumu koparmayı seviyorum. İşi içimden gelerek yaparım. Bir dizi görüşme mi var, ona mı gideceğim... Eğer içimden gelmiyorsa o işi istemem. Ama başka bir iş görüşmesiyle ilgili içimde güzel bir his varsa, onu koparmak için elimden gelen her şeyi yaparım. Bu anlamda çok hırslıyım. Zoru daha çok seviyorum, kolay olanı istemiyorum. "Elif" dizisinde oynadığım Gonca karakteri de öyle bir kız. Canlandırdığım karakterin başarısı ve izleyici tarafından çabuk kabul görmesi de bana benzemesinden sanırım. 

Yalova'da belki sizin gibi tiyatro merakı olduğu halde bu tutkusundan vazgeçip çoluk çocuğa karışan birçok genç kız vardır. Ama siz başardınız. Yalova'da doğup büyüyen birisi için bu noktaya gelmek zor olmadı mı? 


Yalova'da hala görüştüğüm arkadaşlarım var, dediğiniz gibi evlenip çoluk çocuğa karışmışlar. Benim o yaşlarda hiç öyle bir hayalim olmadı. İstanbul'a geldikten sonra tabii ki benim de bir özel hayatım oldu. Büyüdükçe, yeni yeni bende evlilik isteği oluştu ki, şu anda da zaten nişanlıyım. Yalova'da doğup büyüyen birisi olarak mesleki anlamda bu noktaya gelmek benim için zor olmadı. Belki çok istekli ve hevesli olduğum için bu zorluğun farkına varamamış da olabilirim. Başarı çok istemeye bağlı olduğu gibi biraz da şans işidir. Demek ki şans da benden yanaydı ki o güzel kapılar açıldı. Ama ben de peşinden koşmaktan asla vazgeçmedim, çok mücadele ettim. Ufak ufak, basamak basamak, tırnaklarımla kazıya kazıya bu noktaya geldim. Önce reklam filmi ile başladım, sonrasında dizilerle devamı geldi. 

Annenizin ve babanızın mesleği neydi? 


Annem şu an ev hanımı ama İstanbul'a geldiğimizde açtığımız güzellik salonunu bir süre işetmişti. Ben çalışmaya başladıktan sonra güzellik salonunu kapattık. Çünkü annemin çalışmasını istemedim. Babam uluslararası tır şoförü olduğunu için yurtdışında çalışıyor. 

Annenizden ayrıldıktan sonra babanızla eskisi gibi görüşebiliyor musunuz? 
Açıkçası babamla eskisi gibi görüşmüyoruz. Yüzünü en son ne zaman gördünüz diye sorarsanız 4-5 yıl olmuştur. Dediğim gibi çok sık görüşemiyoruz. Çünkü yurtdışında. Demek ki çok yoğun, gelemiyor diye düşünüyorum. Sadece arada bir telefonda görüşüyoruz. 

Mesleki ya da ekonomik olarak belli bir noktaya geldikten sonra babanızın sizi daha sık arama gibi bir durumu söz konusu oldu mu?
Yok, öyle bir adam değildir benim babam. Önceden hangi sıklıkla görüşüyorsak şimdi de yine aynı seviyede görüşüyoruz. Ne fazla yakın olduk ne fazla uzaklaştık, ne bağlandık ne de koptuk. Ekstra hiçbir durumumuz olmadı babamla. 

Biyografiniz ilgili internette farklı bilgiler var. Bu işin doğrusunu anlatır mısınız? 


Bazıları kafalarına göre bir site açıp benim biyografimi yazıyor. Açık Mektup diye bir projede olduğum yazıldı. Ben öyle bir projede hiç olmadım. İşin doğrusu şu: İstanbul'a geldikten sonra Güllüoğlu Baklava reklamı ile başladım. Ana castta hem de... Dediğim gibi şansım biraz yaver gitti. Akabinde Doğanay Şalgam Suyu reklamlarında oynadım. Sonra Fairy Bulaşık Deterjanları'nın spikerliği teklifi geldi. Aslında ben reklam için görüşmeye gitmiştim ama bu teklif sonrası Fairy Bulaşık Deterjanları reklamının spikerliğini yaptım.

Bir süre bunu devam ettirdim ama baktım ki bu iş bana göre değil. Elinde mikrofon konuşuyorsun... Pek sevemedim, niye yalan söyleyeyim. Ama tabii ki onu da güzel bir şekilde sonlandırdıktan sonra "Bez Bebek" dizisinde 17 veya 18 bölüm bir yan cast olarak oynadım. İlk dizi deneyimim öyle oldu. Ne küçük ne de büyük bir roldü. Bu piyasaya alışmam için gayet uygun bir roldü. "Bez Bebek"ten sonra "Arka Sokaklar" dizisinde sanırım 20 bölüm "Meltem" karakterini oynadım.

Daha sonra Türk Max kanalında Mustafa Altıoklar'ın çektiği "Kahve Bahane" dizisinde başrolün kızı olan Pelin'i oynamak için onaylandım. Sitcom tarzı bir proje olan "Kahve Bahane"de gayet iyi bir ekiple çalıştım ve dizi bayağı uzun sürdü. Dizi sonlandıktan sonra işimde bir tık daha yükselmiş kıvama geldim. Yani benim için yan cast devri bitti, ana cast devri başladı. Sevdiğimi bir kez daha anladığım işime iyice ısındım. Akabinde yurtdışı çalışmalarım oldu. Hindistanlıların bir sinema filminde oynadım. Sonrasında 1999 depremini anlatan Japonların çektiği bir projede yer aldım. Bu projeden sonra yine birkaç dizide oynadım. 

Recep İvedik 3'te oynadınız mı? 


Evet, oynadım. O da şöyle oldu; benim bir tanıdığım film setinde sorumluydu. Teyzemle birlikte onu ziyarete gitmiştik. Gittiğimde tek sahnelik rol için bir casting ajansından oyuncu gelmişti. Memnun kalmadıkları bir durum olmuş, sarışın bir kız istiyorlarmış. Bana teklif ettiler. Filmde Şahan Bey'le minik bir sahnem oldu. Ama tamamen destek amaçlı ve hasbelkader gerçekleşen bir durumdu. Büyütülecek bir şey değildi. Tek sahnelik, kısa bir roldü. Gülmekten de oynayamamıştım zaten. Çok güzeldi ama... 

 

Bazı kesimlerce eleştirilen Recep İvedik filmlerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?


Ben seviyorum ve gülerek de izliyorum. Ama genel anlamda ben daha çok korku filmi severim. Komedi filmi pek izlemem. Türk filmlerini de çok izlemem. Tanıdığım yüzler oynadığı için bana çok gerçekçi gelmiyor. Kendi projelerimi de sadece dizinin matematiği açısından izliyorum. Dediğim gibi tanıdık yüzleri sinemada gördüğümde, o film bana gerçekçi gelmiyor. Bu da benim bakış açım ve bunu bir türlü değiştiremedim. 

 

Türk sinemasında örnek aldığınız bir isim yok mu? 


Geçmişten var tabii. Yeşilçam'dan olmaz olur mu. Ben şu anda sinemadaki o filmlerden bahsettim. Geçmişten Aliye Rona hastasıyımdır. Hatta daha önce verdiğim bir röportajda,  "Geleceğin Sarışın Aliye Rona'sı Olmak İsterim" demiştim. Çok severim kendisini. Yeşilçam ayrı bir dünyadır benim için. 

Çok ihtiraslı bir kişilik misiniz? 


Evet ama zaman zaman yufka yüreğime yenik düştüğüm durumlar da oluyor. Ancak daha çok pes etmeyi sevmiyorum diyebilirim. İstediğimi almayı seviyorum. "O benim olacak" dediğim zaman benim olmasını istiyorum. 

"Ben bitti diyene kadar hiçbir şey bitmez" diye bir sözünüz oldu mu? Aşk hayatınızda da istediğini elde eden bir yapınız var mı? 


Gerçekten böyle bir ifadeyi hiçbir zaman kullanmadım. Hayır, öyle bir yapım hiçbir zaman olmadı. Çünkü ben 16 yaşımı bitirip 17 yaşıma girdiğimde zaten nişanlımla başladık. Ondan öncesi diye de bir şey yoktu benim için. "Ay şunla da flört edeyim, bununla da flört edeyim" gibi bir yapım hiç olmadı. Ben daha çok okuluna giden, işine aşık olan, daha iyisini nasıl yapabilirim diye kafa yoran bir kızdım. O tarz düşüncelerim, fikirlerim asla yoktu. Nişanlımla da aramızı annelerimiz yaptı. Biz sette tanıştık. Aşk hayatım zaten onunla başladı, hala da onunla birlikteyim. Hiçbir zaman da ona karşı "Ben bitti demeden bitmez" gibi bir laf da kullanmamışımdır. 

Nişanlınızın mesleği nedir? 


Nişanlım Kaan Kılınç şu an askerde. Kurtuluş tarafında çok güzel bir restoranları var. Ayrıca kendisi profesyonel futbolcuydu. 2. Lig'de oynarken çapraz bağları kopunca futbolu bıraktı. Kendisi ayrıca Medya ve İletişim okuyor. Dediğim gibi restoranları var ve ailecek daha çok kendi işlerini yapıyorlar. Onun erkek kardeşiyle ben aynı dizide oynuyordum. Anneler bizi gördü ve bir araya getirdi. 

Görücü usulü gibi mi yani?


Bir anlamda öyle oldu. Tabii biz birbirimizi zaten görüp beğenmiştik ama hep anneler aracı oldu. Onlar sayesinde daha çabuk görüşüp kaynaştık. Önce normal görüşüp konuştuk, daha sonra da adını koyduk.

"Elif" dizisindeki pembe ruj imajınız moda oldu. Neden pembe ruj? 


Geçtiğimiz sezon öncesinde "Elif" dizisinin provaları vardı, deneme çekimlerimiz başlamıştı. Gonca karakteri için onaylandım. Provalarımız sürerken hocalarımız ve yapımcılarımız Gonca'nın bir ruju olması gerektiğini söylediler. Renk olarak kırmızı ya da bordo olabilir diye düşünmüşler. Bende o gün görüşmeye pembe rujla gittim. Günlük hayatımda da pembe ruju çok severim. Sadece bir tık daha hafifini sürerim. Hocam ve yapımcılarım bunu görünce, "Evet, aslında bu da olabilir. Neden olmasın ki" dediler.

Böylece bunda karar kılındı ve  Gonca'nın fiks ruju pembe olarak kaldı. Normalde sürdüğümden daha yoğun yaptık ve sürerken de daha dikkatli davrandık. Sonra bir baktık ki pembe ruj bayağı bir olay oldu. Dizimizin yayınlandığı birçok farklı ülkede de Gonca'nın pembe ruju çok ilgi çekip sevilince biz de bu imajı yok etmek istemedik. İkinci sezona girdik hala pembe rujla devam ediyoruz. Yapıştı bana! Pembe ruj imajım oldu. Ama ben bu durumdan çok memnunum. Pembe ruj süren hanımların %80’i Elif izleyicisi ve benim de takipçim. 

Hayranlarınız size "Pembe rujlu barbie bebek" diyorlarmış...


Evet, doğru. Hep "baby face bir yüzün var" derler. Baby face bir yüz, sarı saçlar, pembe ruj... Bu yüzden "pembe rujlu barbie bebek" yakıştırması yapılıyor diye düşünüyorum. Sosyal medyada da hep "barbie bebek" ve "pembe rujlu kız" yorumları yapılıyor.

 

"Elif" dizisindeki Gonca karakteriyle maddi hırsları olan bir genç kızı oynuyorsunuz. Gerçekte de maddi hırsı olan birisi misiniz?


Gonca gözü yükseklerde olan ve zengin olmayı hedefleyen bir kız. O yüzden şu anda zaten zengin bir adamla evlilik yapıyor. O bambaşka bir kutup. Gonca ile uyuşamadığımız tek nokta o ama onu da artık hallediyorum, alıştım. Dilara kesinlikle öyle biri değil. Ben elindekiyle geçinmesini çok iyi bilen biriyim. Çünkü yeri geldi annesiz, yeri geldi babasız, yeri geldi bireysel olarak da büyüdüm.

Babam malum yurtdışındaydı. Çok küçük yaşta tek başıma yaşadığım dönemlerim oldu. Zaten küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başladım. Paranın ne kadar zor kazanıldığını küçüklüğümden beri bilirim. O yüzden ne kolay harcarım, ne çok harcarım, ne de daha fazlasını isterim. Tabii ki iş anlamında her insanın çalıştığı belli rakamlar vardır. Belli bir noktadan sonra da bu rakamın altına oynayamıyorsunuz. Onun dışında "Çok zengin olayım, çok param olsun" gibi bir hayalim hiç olmadı. Allah ne verirse... 

Sık sık sevgili değiştirerek sürekli gece hayatında boy gösterip gündemde olunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 


Açıkçası bu tarz bir yaşantıyı çok sıradan ve gereksiz buluyorum. Ayrıca bunun tamamen reklam amaçlı olduğunu, içten olmadığı düşünüyorum. Tamamen kurgulu bir şekilde sanki o anda yakalanmış ve çekilmiş gibi yapılıyor. Hiçbir şekilde öyle bir özentim olmadı. Zaten gece hayatını seven birisi de değilim. O tarz kişilerin balon gibi şişip patlayanlardan olduklarını da düşünüyorum. Ben daha çok alnının teriyle gerekirse yan rol, gerekirse figürasyon olacak şekilde basamak basamak ilerlemeyi tercih ederim. Öbür türlüsü bana çok ters geliyor. Ben daha sadelikten ve temizlikten yanayım. 

Halen anneniz ve kardeşlerinizle birlikte mi oturuyorsunuz?


Evet, halen onlarla birlikte oturuyorum. Hiçbir şekilde onlarla kopmadık. Kız kardeşim 17 yaşında ve okuyor. 10 yaşında olan en küçük kardeşim de okuyor. İkinci evliliğini yapan annem de ev hanımı, çalışmıyor. Çok harika bir insanla evlendi. Hep birlikteyiz, bir aileyiz. 

Genelde üvey babalarla çocuklar arasında "kabullenememe" kaynaklı problem olur...


Hiç öyle bir problemimiz yok. Üvey babamla, öz babamdan daha çok görüşüyoruz. Acı ama gerçektir ki, onunla öz babamdan daha iyi bir diyaloğumuz var. Üvey babam bir tık daha düşünceli. Gerçekten çok harika bir insan. Çok iyiliğini gördüm, çok babalığını gördüm ve kendisini çok seviyorum. İyi ki Allah annemin karşına onun gibi birisini çıkarmış, hayatımıza onu sokmuş. Kardeşim zaten kendi canım, o bambaşka bir şey. Ama Murat Amca'mı (Üvey babam) çok seviyorum. 

Üvey babanıza Murat Amca mı diyorsunuz? 


Evet, Murat Amca diyorum. Öyle alıştık çünkü. Kendisi Çapa Tıp Fakültesi'nde doktordur. Babam asla bize karşı mesafeli değildi. Belki ilk çocuk olduğum için özellikle bana çok düşkündü. Onun gözbebeği bendim. Küçüklüğümde annemin yanına gelmeden önce bir süre babamla kaldım. Babam yurtdışına gidince bende İstanbul'a annemin yanına gidiyordum. Fakat daha sonra kardeşimle annem olmadan mutlu olamadım. Bir kız çocuğu küçükken daha çok anne çocuğudur. Annemin yanına döndükten sonra bana kızıp öfkesinden aramıza duvar ördü diye düşünüyorum. 

Bu konuyu babanızla hiç konuşmadınız mı? 


Zaman zaman bana kızgın olduğunu ifade edip, "Sen beni bırakıp annene gittin" dediği olmuştur. Ama ne alakası var... Sonuçta beni doğuran kadın ve bir de benim kız kardeşim var. Onlarla beraber olmak istedim. Benim babamdan beklentim; "Tamam, annenin ve kardeşinin yanına gittin. Sonuçta onlar senin annen ve kardeşin. Hafta sonları gel bende kal. Uygun bir zaman ayarlayıp görüşelim" diyerek bir adım atmasıydı. Ama babam hiçbir zaman bunu yapmadı. Bunu yapmadığı için de daha çok koptuğumuzu düşünüyorum. Biraz daha titiz olsaydık böyle olmazdı. O da hep bizden beklediğini söylüyor ve bu sefer da aramızda tartışma çıkıyor. Ortak noktayı bir türlü bulamadık. 

 

"Daha sık görüşelim" diye babanızdan bir talebiniz olmadı mı?


Tabii ki ben de söyledim, kardeşim de söyledi. "Tamam kızım, haber vereceğim size" dedi ama hep öteledi.
Babam, annemden sonra bir evlilik yaptı ama ondan da ayrıldı. Daha doğrusu ben küçükken babaya çok düşkündüm. Benim yüzümden ayrıldı aslında. Benim yüzümden evlendi, benim yüzümden ayrıldı. Yurtdışına çıktığında bana bakar, ilgilenir diye evlendi ama çok babacı olduğum ve onu herkesten kıskandığım için de ikinci eşinden ayrıldı. Zaten bu evlilik benim onayım olmamasına rağmen gerçekleşmişti. Açıkçası ben istemediğim için de eşinden ayrıldı. Zaten severek de evlenmemişti. 

Şu anda annenize mi yoksa babanıza daha yakın olduğunuzu hissediyorsunuz? 


Tabii ki annenin de, her ne kadar görüşemesek de babanın da yeri ayrıdır. Ne babanın yerini anne doldurabilir ne de annenin yerini baba... Ama annem hem anne hem baba gibidir. Her şeyden önce çok güçlü bir kadın. Hiçbir zaman beni yalnız bırakmadı. Yeri geldi çok atıştık, yeri geldi hiç iyi anlaşamadık. Küçük yaşta babamın yanından İstanbul'a annemin yanına geldiğime onu hiç istemiyormuşum. Ama ben Yalova'dayken bile annem beni hep arayıp soruyordu. En azından annem, "Kızım gel bende de kal, seni göreyim. Ya da ben gelip seni alayım" diyordu. O zamanlar çocuk aklımla bile ben bu sıcaklığı hissetmişim ki buraya annemin yanına gelmişim. İşimde de eğer bu noktaya gelmişsem, bunda annemin çok büyük desteği olmuştur. Babamdan hiçbir destek almadım.


Babanız oyuncu olmanıza sıcak bakıyor muydu? 


Ben küçükken tiyatrocu ya da oyuncu olmama karşıymış. Annemle evli olduğu dönemde sanırım bir otobüs yolculuğu yapıyormuşuz... Ben daha kucakta bebekmişim ama güzel bir kız çocuğuymuşum. Annemin yanında oturan bayan, benimle ilgili anneme bir proje teklifinde bulunmuş. Babam ona bile karşı çıkmış. Demek ki şu an onun yanında olsaydım babam oyuncu olmama karşı çıkardı. Ama değil anne ve babam hiç kimse buna karşı çıkamaz. Bu hakkı kimseye tanımam. Böyle de bir yönüm vardır. 

Tiyatro veya oyunculukla ilgili babanızın sonrasında olumsuz bir tepkisi oldu mu?


Hayır, olmadı. Uzakta olduğu için cesaret edemedi belki. Çünkü evimizde ve benim üzerinde söz yoktu. Tiyatro yaptığımda da Yalova'ya git-gel yapıyor ve onun yanında da kalıyordum.    Tiyatroya karşı çıkmadı, engel olmadı, aksi bir yorum da yapmadı. Ama ben iş hayatımla ilgili istese de bir şey söylemezdi. Çünkü söz hakkı yoktu. 

Babanız size bu kadar düşkünken, sizin için evlenip boşanmışken nasıl sizden bu kadar uzaklaştı? 


Hiçbir şey tek taraflı değildir. Mutlaka evladı olarak benim de bir takım eksiklerim olmuş olabilir. Ama sonuçta o bir baba, ben bir çocuğum. Ben ondan çok daha cahilim. Sonuçta bir evlat babasına ne kadar çok kötü davransa dahi, o baba evladını ilgisiz bırakamamalı. Ne kadar uzakta da olsa başında olmadığını hissettirmemeli. Her şeye rağmen arkasında durduğunu hissettirmeli. Ben o hissi alamadım. Kız kardeşimde öyle... Alamadığımız için de daha çok koptuk. Eğer bu hissi almış olsaydık çok daha farklı olabilirdi. Belki daha da bütünleşebilirdik. Babam o tarz biri değil maalesef. Babamın yanından İstanbul'a annemin yanına geldikten sonra babamla olan ilişkimiz bitti. Ben bir baba olsam; evladım annesine gitmiş ve bana ne kadar soğuk davranıyor olsa bile ben yine evladıma babalık görevimi fazlasıyla yaparım. Çünkü siz babasınız, o ise çocuk. 

Babanızın desteği ve ilgisinin eksikliğini en çok ne zamanlar hissettiniz?


İlk zamanlarda Yalova'dayken de annemin eksikliğini çok hissettim. Okulda bunu hep yaşıyordum. Özellikle veli toplantılarında veya "gün" gibi etkinliklerde hocalarımız, "Siz şunu annenize, şunu da babanıza yaptırırsınız" dediğinde boğazım dolar ağlardım. Her ne kadar en büyük halam annemin eksikliğini hissettirmemeye çalışsa da, hissediyorsunuz mutlaka. Çünkü annenin yeri bambaşka. Annemin eksikliğini Yalova'dayken hissettim. Babamın eksikliğini de İstanbul'a geldiğim ilk zamanlarda çok hissettim. Arkadaşlarımın baba-kız muhabbetlerini gördüğümde veya Babalar Günü'nde çok üzülüyordum. Çünkü ben uzun zamandır Babalar Günü'nde babamın yanında değilim. Ama zaman geçtikçe bunu umursamıyor ve bu konuda çok gaddarlaşıyorsunuz. Bir süre sonra zaten hiç aklınıza bile gelmiyor, çünkü alışıyorsunuz. İnsanoğlu her şeye alışıyor. Ben de alıştım, canımı acıtmıyor artık. 

Çok sahiplenici ama karşılığını görmeyince hemen geri çekilen bir yapınız var.


Evet, aynen öyle. Babamı tabii ki çok seviyorum, benim için yeri bambaşkadır ama bir anda elimi ayağımı çekip duvarlar örüyorum. Öyle de bir yapım var. Ama bana bir adım gelene ben on adım giderim. Bana karşı babamın ufacık bir şeyini görseydim çok büyük şeyler yapardım. Pireyi deve yaparım. Bunu olumlu anlamda söyledim tabii.

Bizim için çok akıcı ve keyifli bir röportaj oldu. Samimiyetiniz için çok teşekkür ederiz.
Asıl ben sizlere teşekkür ederim. 

Göksel Serdar..

ÇOK OKUNAN HABERLER

  • z Taptığım Babamla Şimdi İki Yabancıyız
  • z İngilizce en iyi nasıl öğrenilir?
  • z Küçük Elif'in Büyük Başarısı
  • z dansçılar Ataşehir'de.
  • z Bosna'dan İstanbul'a "Yenge Geliyor"
  • z Rolüm özgürlüğümü kısıtladı