Burcu Kılıçarslan

burcukilicarslann@gmail.com

Sistem TİK TAK işliyor...

03-04-2015

Demokrasi kelime kökeni olarak Eski Yunan'dan gelir. Halkın iktidarı anlamını taşıyan demokrasi kaynağı halkta olan yönetim yetkisi yani egemenliğini içerir. Türkiye'de temsili demokrasi uygulandığı söyleniyor. Yani halk kendi seçtikleri temsilciler ile egemenliklerini kullanır ilkesi temel alınması gerekiyor. Türkiye bir Cumhuriyet, Türkiye demokratik bir hukuk devleti ile yönetiliyor da deniyor. Asıl sorun tam da bu oluyor. Demokrasinin tanımını yapmakla başladım ve devamında Türkiye'nin yönetim şeklinin söylem boyutundaki açılımını. Söylem diyorum çünkü sadece sözde bir demokrasi ve sözde hukuk devleti. İktidar ve yönetici sınıfın söylemleri ne kadar da göz boyayıcı. Peki tüm çıplaklığıyla karşımızda duran aleni yeni yapılanmalar. Millet olarak bizler kendimizi kandırmayı mı seviyoruz? Hayır. Her şey o kadar hızlı gelişiyor, gündem o kadar hızlı değişiyor ki şaşıp kalıyoruz. İç güvenlik yasasıyla gelen polis devleti olduğumuz gerçeğinden bahsediyorum. Size iki tanım yapacağım. Bunlardan ilki hukuk devleti, ikincisi polis devleti olacak.
Hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygılı, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan ve kendini Anayasa ve hukuka bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir. Peki bugün kim 'kuvvetler ayrılığı vardır' diye gönül rahatlığıyla söyleyebilir? Bugün yargının bağımsız olduğunu hangi dürüst kişi savunabilir? 
"Polis devleti, yöneticilerin halka karşı hiçbir hukuk kuralıyla bağlı olmadığı yönetim biçiminin adıdır." şeklinde tanımlanıyor. Polis devletinin hukuk kurallarıyla bağlı olmaması, hukuka uyma zorunluluğunun olmaması, kişiler ve toplum üzerinde keyfi işlemler, eylemler yapılmasına yol açar. Belki açıkça hukuk kurallarına bağlı değil diyemeyiz. Ama yasalar yoluyla keyfi işlemler yapma özgürlüğü tanınıyor. İç güvenlik yasası kabul edildi. Detaylarına girmeden bir kaç maddesi şöyle:
Valilere adli kolluk yetkisi, polise hâkim kararı olmaksızın ve yazılı emir olmadan durdurma ve arama yetkisi verildi.
 Polise 'makul şüphe' yetkisi verildi. Bu kapsamda 'koruma altına alma' ve 'uzaklaştırma' gibi muğlak ifadeler ile gözaltına almanın üstü örtülü hali yasalaştı.
Polisin silah kullanma yetkisi genişletildi. Polise ya da başkalarına, her türlü araç, mesken veya iş yerlerine veya herhangi bir açık alana molotof vb. atanlara ya da atmaya teşebbüs edenlere silah kullanma yetkisi verildi.
 Basın açıklaması, toplantı veya gösteri yürüyüşleri veya siyasi partilerin mitingleri gibi etkinlikler öncesi havai fişek atılması veya demir bilye ve sapan gibi araçlar ile bu toplantılara katılımların olması ile bu faaliyetlerin kanuna aykırı toplantı ve gösteriler sayılmasının önü açıldı.
 Polisin müşteki, mağdur veya tanıkların ikamet ettikleri yerlere veya iş yerlerine girerek ifade almalarının önü açıldı. Bu maddeyle de polisler ellerinde belge olmaksızın ev arama yetkisi almış oldu. İstedikleri zaman istedikleri insanın evde ifade alma adı altında ev araması gerçekleştirebilecek.
Maddelerde açıkça gösteriyor ki polise sınırsız yetki verildi. Bu iç güvenlik paketi ile yeni bir Türkiye'ye sahibiz artık. Yeni Tükiye demokratiklikten, insan haklarından uzak bir polis devletidir. Hepimize hayırlı olsun deyip geçiyoruz. Belki de atlıyoruz ama farkındayız. Gündem o denli hızlı ki yetişemiyoruz. Yeni Türkiye'de saatlerce elektriksiz kalıyoruz. Aynı gün savcımız rehin alınıp, öldürülüyor. Cumhurbaşkanı başarılı bir operasyondu diye polisini tebrik ediyor. Tüm bu olaylara her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Senaryolar ve tahminler üretiliyor. Paralellerin işi diyenler, seçim dönemi provakasyonları diyenler, nükleer santrali kabul ettirme çalışmaları diyenler... İşin içinde iş çok... Mesele yöneticilerin yönetilenleri kontrol altında tutma yöntemi. İçinde olduğumuz neoliberal düzenin kaos ve kriz sancıları. İktidarlar, kriz ortamlarından ve kaostan besleniyor. Yönetimi idare etme çabasında görüldüğü üzere her şey değersizleşiyor. En önemlisi de insan hayatı değersizleştiriliyor. Her kriz ve kaos durumunda yaşanan olaylar sonrası hepimiz ülkemiz bölünmesin, dirliğimiz bozulmasın sağduyusu ile iktidarın olağan üstü hal ilanıyla yapılan her şeye müsamaha gösteriyor. Aslında zorunda kalıyoruz. Sistem ve düzen tik tak işliyor. Sebeplerini tahminler boyutunda kurcalamak yerine penceremizi biraz daha geniş tutarak oyunun parçası olmaktan kurtulalım. Eminim ki işte o zaman gerçek fikirler ve gerçek bir duruş ile değişim mümkün olacak.