sedat ulugerçek

bizimyaka@gmail.com

Bir Başka Deniz..

05-05-2015

Şiir onun için bir tutkuydu...

Deniz, şiire bayılır ama yazamazdı...

Ve elbette bilemezdi yıllar sonra kendisi için onlarca şiir yazılıp, onlarca şarkıyı yüzbinlerin hep bir ağızdan söyleyeceğini...

Nazım Hikmet'in "Bahri Hazer"  plağından dinlediği

Ufuklardan ufuklara

ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu;

Hazer rüzgarların dilini konuşuyor balam,

Konuşup coşuyor!

şiirini mırıldanırdı...

Ömer Bedrettin Uşaklı'nın "Deniz Hasretini"ni okurdu, tarih ötesinden  kendine seslenir gibi,

Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor,

Çöllerde kalmış gibi yanıyor, yanıyorum.

Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor,

Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.

Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgarı;

Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil...

İ.imi güldürmüyor sensiz ay ışıkları;

Ufkundan yükselmeyen güneşler güneş değil!

İki Türküyü dilinden düşürmüyordu Deniz. Birisi Dadaloğlu'ndan "Gavur Dağın Boranı":

Sabahacak kandilleri yanardı

Soytarılar fırıl fırıl dönerdi

Ha diyende 500 atlı binerdi

sana inip konan beyler nic'oldu

 

Digeri Muğla'dan bir zeybek:

Deniz üstü köpürür,

Hey canım rinna nay rinna rinna nay,

Gemiler binsem götürür, hey canım hey...

Benim de buraya gelişim,

Hey canım rinna nay rinna rinna nay,

Bir güzelden ötürü hey canım hey...

Mum yanar sofrasında hey canım hey,

Benim de bu dünyadan gidişim,

Hey canım rinna nay rinna rinna nay,

Memleket sevdasından, hey canım hey...

Şiirlerden daha çok marşlar öne geçiyor Deniz'in mücadelesinde...

Alman Çeşmesinin önünde toplanan binlerce öğrenciye seslenirken Nazım'ın

Akın var

güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz

güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:

evinde ağlayanların

göz yaşlarını

boynunda ağır bir

zincir

gibi taşıyanlar!

Bıraksın peşimizi

kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

dizelerini okuduktan sonra gençleri arkasına takarak uçarcasına Beyazıt'tan Dolmabahçe'ye iniyorlar amaç 6 Filo'yu protesto etmek.

15  Ekim 1971 yılında Mamak Cezaevi'nden gönderiği mektupta babası Cemil Gezmiş'e şöyle sesleniyordu Deniz;

"..... Bildiğin gibi şimdi hücrede kalıyorum ve vaktimi bol bol kitap okumayla geçiriyorum. Okumaya doymak olmuyor. İdamı fazla düşündüğüm yok. Daha evvelde söylediğim gibi fazla yaşamak değil önemli olan, ağaçlarda yaşıyor....."

Deniz, Ölüm kararlarının Meclis'ten Senato'dan hatta Anayasa Mahkemesi'nden geçerek kesinleştiğini biliyor, buna rağmen her dakikasını okuyarak geçiriyordu. Bir mektubunda babasına şunları yazmıştı;

Baba...

Buradaki yaşam yeknasak devam ediyor. Ben ise kitaplarımla vaktimi geçiriyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski'nin kitaplarını bitirdim. Şimdi Balzac'tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum ama yine RAHATÇA CANIM SIKILMADAN okuyorum....

Ölümü beklerken bile canı sıkılmadan aynı kitapları tekrar okuyan Deniz'in idam sehpasına giderken isteğide kendisine yakışıcaydı....

Bu yiğit yürekli gencin son arzusu yoldaşları, kader arkadaşları Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ile görüşmek vedalaşmak daha sonrada Rodrigez'in Gitar Konçertosu ile dünyadan ayrılmaktı...

Bende Bu yürekli gençleri Atilla İlhan'ın onlar için yazdığı şu dörtlükle selamlıyorum...

“Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı

Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akşam olmadan ortalık karardı.”