sedat ulugerçek

bizimyaka@gmail.com

YALNIZLIK

15-12-2015

Yalnızlığınızla gezdiniz mi?

Dün sabah yalnızlığım "Hadi bugün beraber olalım" diye çağırdı beni... 

Haydarpaşa Garı'nda bekliyormuş...

Koşarak gittim yalnızlığıma.... 

Son günlerde beni bi tek o dinliyor. Hem de hiç lafımı kesmeden ... 

Ben içimden geçenleri yine içimden söylüyorum dudaklarımı bile kıpırdatmadan, o 

dinliyor, sonra cevap veriyor haykırarak... 

Ama yalnızlığımın sesini benden başka kimse duymuyor.... 

Balık burcuyum ya, çift karakteri yalnızlığımla ben eşitçe bölüştük... 

Söyleyen ben, dinleyen o... 

Burç dedim de... Son günlerde "Sudan çıkmış balık burcu " oldum... 

Her an tavada veya ızgarada bir rakı masasına meze olabilirim... 

Yada bir akvaryumda bütün gün öylesine gezinir dururum... 

Aslında benim isteğim Orhan Veli'nin de dediği gibi "Rakı şişesinde balık" olabilmek... 

Hem balık hem rakı, var mı bunun daha ötesi... 

Dolaşalım dedik... Haydarpaşa'dan Moda Burnu'na doğru, yürüdük yalnızlığımla... 

Bu sabah yine her sabah olduğu gibi tanıdık, tanımadık herkese selam vermek geldi 

içimden... 

(Geçenlerde ilk defa gelmemişti yazmıştım onu da...) 

Önce bir simitçiye merhaba dedik. Yemeyecek olsak bile iki simit alıp martılara ikram 

ettik... 

Martılar bize merhaba dedi biz de onları selamladık... 

Hayatımda ilk defa beyaz spor ayakkabılarımı boyattım, hem de siyaha, maksat 

muhabbet olsun . Boyacı önce şaşırdı sonra boyadı ona da 'İyi günler' deyip yolumuza 

devam ettik.... 

Öğrenciler geçiyordu yanımızdan hepsine iyi dersler diledim ama kerataların niyeti 

belliydi okulu kırıp bugün hayattan bir gün çalacaklardı.... 

Bi sokak köpeği çıktı karşımıza, başını okşadım şımardı, yere uzanıp oyunlar yapmaya 

başladı, biraz da gıdısını okşadım sonra yanından ayrılırken iki kere "Hav hav" dedi ben 

de aynen cevap verdim, yani havladım... Yabancı dil bilmiyorum ama kötü bişey olsa 

bana havlamazdı onu biliyorum... 

Kadıköy'den İzmir'e gidecek otobüsün servisi kalkıyordu... Hiç tanımadığım yolculara el 

salladım, iyi yolculuklar diledim... Onlarda aldılar selamımı, el salladılar bana... 

Yolda sahile ekilen çiçekleri kokladım hafif bir rüzgarla tatlı bir şekilde hışırdadılar, ben de 

onlara yavaşça hışırdadım.... 

Yani bu sabah yalnızlığımla ben, bütün canlılara kendi dillerinden "Günaydın, Merhaba" 

dedik... 

Yalnızlığımla sahil boyunca yürürken yerde eski bi kandil bulduk... 

Eğilip aldım, üzerindeki kumları silerken içinden bir cin çıktı (Kimse tonik te yok muydu 

demesin bu harbi cin).. 

"Yüzyıllardır burada hapistim, beni sen kurtardın şimdi dile benden ne dilersen" dedi... 

Her zamanki salaklığımla... 

ÖZÜR DİLERİM dedim.. “Özrün kabul oldu” dedi ve gitti... 

Ben yine mi bi fırsat kaçırdım.... 

Şimdi düşünüyorum da o cin bir daha karşıma çıksa acaba ne dilerim...

(NOT: Bu cin esprisini sakın araklama sanmayın 92 yılında Sabah’ta çalışırken Bugün 

Gazetesi çıkıyordu şimdinin Hürriyet Gazetesi yazarı Selahattin Duman da gazetenin her 

sayfasına bir duvar yazısı yazıyordu... Sonra bıraktı o duvar yazılarını ben yazmaya 

başlamıştım... Oradan gelen bi şey bu) 

Evet arkadaşlar hiç devam diye ısrar etmeyin yazıyı artık bağlayacağım... 

Bağlayacağım bağlamasına da ben bu yazıyı neden yazdım ya... 

Zaten çok dağınık oldu ama siz toparlarsınız... 

Ya bi türlü bitmiyo ama söz şimdi bitireceğim... 

Günlerin en zalimi Pazartesi sabahı hırsızlık yapmaya karar verdim ve hayattan koskoca 

bi günü çaldım... 

SİZLERLE PAYLAŞTIM... 

Bu Pazartesi benimdi... 

İş, güç hiç bi şey yoktu gözümde ve hayatımda... 

Bi sürü canlıyla tanıştım... Bi daha hiç göremeyecek olsam bile onlarla çok şey 

yaşadım... 

Denizi seyrettim, toprağı kokladım...