--A+

Erdoğan'a Şok Suçlama!

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teröre yardım ve yataklıktan Yüce Divan'da yargılanması gerektiğini söyledi. Tanal, "Terörü besleyen, dağdan şehirlere mühimmatları, silahları indirmesine göz yumarak valilere, emniyet müdürlerine 'Bunları görmemezlikten gelin' diyen bu iktidardır" dedi.

ss

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, AK Parti iktidarının terörle kol kola girdiğini iddia ederek, "Terörü besleyen, dağdan şehirlere mühimmatları, silahları indirmesine göz yuman bu iktidardır. Valilere, emniyet müdürülerine 'Bunları görmemezlikten gelin' diyen bu iktidardır. 'Bundan haberimiz yoktu' diyerek külliyen yalan söylüyorlar. İşte bugün gayet rahat bir şekilde Bülent Arınç konuşuyor, Hüseyin Çelik konuşuyor... Netice itibariyle aslında bunların hepsi Yüce Divan'lıktır. İşin doğrusu budur. Bunların hepsinin terör örgütüne yardım ve yataklıktan dolayı yargılanması lazım. Bunun olabilmesi için de CHP'nin iktidar olması gerekir" dedi.  

BAŞKANLIK SİSTEMİ GELİNCE TERÖR BİTECEK Mİ?
Türkiye'nin terör başta olmak üzere işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik gibi çok önemli sorunları varken hükümetin ısrarla başkanlık sistemi tartışmalarını gündemde tutmak istediğini belirten Tanal, "Şu anda ülkemizin en önemli sorunu terördür, başkanlık sistemi değildir. Terörden sonra işsizlik, yoksulluk, sağlık ve kadın cinayetleri gibi çok önemli sorunlarımız varken halkın gündemiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan başkanlık sistemi tartışmaları gündeme oturtulmuştur. Türkiye'ye başkanlık sistemi gelirse terör, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik ve kadın cinayetleri bitecek mi? Başkanlık sistemi gelirse basın mensupları cezaevine atılmayacak, insanlar ötekileştirilmeyecek mi? Başkanlık sistemiyle bunların hiçbir alakası yok" şeklinde konuştu.

ERDOĞAN, BİLEREK PARLAMENTER SİSTEMİ ÇIKMAZA SÜRÜKLEDİ
Demokratik ülkelerde yasama, yürütme, yargı ve dördüncü güç olarak da basının kabul edildiğini hatırlatan Tanal, "Türkiye'de halen basını bir güç olarak kabul etmiyor, hatta önlerinde bir engel olarak görüyorlar. Basını, yargıyı engel olarak görüyorlar. Onun için şu anda dünyada en çok basın mensubunun cezaevinde olduğu ülkelerin başında Türkiye geliyor. Yasama, yürütme, yargı arasında yumuşak bir kuvvetler ayrılığı varsa, bu güçler arasındaki çarklar arasında yumuşak bir geçiş sistemi varsa ve bu çarklar arasında bir işbirliği varsa, bu işbirliği ve diyalog olması nedeniyle biz buna parlamenter sistem diyoruz. Parlamenter sisteminde yasama, yürütme ve yargı gibi güçler birbirini denetler ve otokontrol sistemini sağlar. Ama yasama, yürütme ve yargı tamamen birbirinden diyalogsuz, ilişkisiz, sert bir şekilde görev alanı tanımlanmışsa buna da başkanlık sistemi diyoruz. Şimdi parlamenter sistem çalışmıyor diyorlar. Niye çalışmıyor? Ülkede hukukun üstünlüğüne, adaletin tecelli etmesine, işsizliğin bitmesine, terörün sonlanmasına, özgürlüklerin hakim olmasına kim karşı çıktı? Siz bunları yapmak istediniz de parlamenter sistem mi size engel oldu? Rahmetli bir hocamız, 'Çocuklar, iyi bir kanun kötü bir insanın elinde kötü olur. Kötü bir kanun iyi insanın elinde iyi olur' derdi. Sorun sistem değil, insan unsurundadır. Karayolları yol yapıyor... Yol kötüyse, çukursa, gidilemiyorsa ne yapıyoruz? O yolu bırakıp, çok büyük masraflara girip yeni bir yol mu yapıyoruz? Yok... Mevcut olan yolu en az masrafla kullanışlı hale getirmeye çalışıyoruz. Sistemlerde de durum budur. Parlementer sistemi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bilerek çıkmaza sokulmuştur. Şimdi de çıkmış diyor ki, 'Ben de halkın oyuyla seçildim, başbakan da... Peki hangimiz üstünüz. Aramızda bir çatışma çıkarsa kimin oyu üstündür. Olur mu böyle bir şey'. Bunlar parlamenter sistemi bu çıkmaza bilerek ve isteyerek sürüklediler. Bu kötü gidişattan çıkılması için ne yapılmalı derseniz, cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmemeli, yine parlamento tarafından seçilmeli. Yani iki başlılığa son vermek lazım. Şu anda ülkede iki başlılık var. Bu iki başlılıkla bu iş yürümez. Bu iki başlılık ne getirir diye baktığımızda; tüm siyasi partiler kapanır, iki siyasi parti kalır. Dünyada başkanlık sisteminin olduğu hemen hemen tüm ülkelerde iki tane siyasi parti vardır, diğer tüm siyasi partiler kapanır. Başkanlık sisteminde kazanan hepsini kazanır, kaybeden de her şeyi kaybeder. Ne demek bu? Yani başkanlık sisteminde kim başkanlığı kazanırsa adeta devle kadrosunda ne kadar yetişmiş olan kadrolar varsa hepsini tasviye edebilirler, kendi ekibi ve kadrosuyla gelirler. Burada ne liyakat ne de eğitim esas alınır ve burada tamamen keyfi ve kişisel olarak kazanan olduğu gibi gelir, kaybeden de olduğu gibi gider. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin hiç birisinde başkanlık sistemiyle ne demokrasi ya da özgürlükler gelmiştir, ne de ülkeler gelişmiştir. Şu anda örnek aldığımız, girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği'nde çoğu ülke parlamenter sistemle idare edilir. Hele hele doğu ülkelerinde başkanlık sistemi diktatörlüğe götürür. Bu bir felakettir, bu felakete hiçbir vatandaşımızın inanmaması lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan tamamen kendi kişisel kaprsileri yüzünden bu yola girmiştir. 7 Haziran seçimlerinde programlarında tek bir şey vardı, başkanlık sistemi diyorlardı. Halk 7 Haziran seçimlerinde başkanlık sistemini sandığa gömerek buna izin vermedi. Halkımız şunu çok iyi bilsin ki; başkanlık sistemi dikta rejimini getireceği için bir felakettir, bir uçurumdur. Dikta rejiminin olduğu ülkelerde basın özgürlüğü yoktur. İktidarın izin verdiği kadar basın yazar, vermediğini yazamaz. İktidarın istediğini kamuoyuna bilgi verir, istemediğini veremez. Otoriter olan sosyalist rejimlerde de, faşist olan dikta rejimlerde de bu böyledir.    

BAŞKANLIK SİSTEMİNİN SONU IRAK'TIR, SURİYE'DİR, MISIR'DIR
Evet, parlamenter sistemimizde sıkıntılar vardır. Bu sıkıntıları gidermek için 24. dönemde dört tane siyasi parti bir araya gelerek 60 madde üzerinde uzlaştı. Hadi gelin biz bu 60 maddeyi çıkaralım, bunlara hiçbir siyasi parti karşı değil ki. Bunu istemiyorlar. 12 Eylül askeri darbe anayasası diyorlar. Buyrun gelin önce bu yasaları değiştirelim ondan sonra bu yasaya geçelim. Yüzde 10 barajını düşürmediğimiz sürece bu ülkeye demokrasi gelmez. Genel başkanların lider sultası bitmediği sürece bu ülkeye demokrasi gelmez. Bunların hiçbirine 'evet' demiyor, hiç birine yanaşmıyorlar. Sabah akşam 'Başkanlık' diyorlar başka bir şey demiyorlar. Her kadın aslında bir okuldur, bir öğretmendir. Kadını eğitimli olan toplumlar daha çağdaş, daha ilericidir ve çağı daha fazla yakalamışlardır. Kadını eğitilmemiş olan toplumlar daha geridir. Onun için kadınlarımıza hakikaten çok büyük görevler düşüyor. Bu rejim değişikliğine, bu dikta rejimine geçit vermeyecekler de kadınlardır. Çünkü Atatürk cumhuriyeti kadının sigortasıdır, güvencesidir. Eğer biz bu Atatürk cumhuriyetinden ödün verirsek bizim gidişatımız Libya'dır, Irak'tır, Suriye'dir, Mısır'dır. Onun için hepimize çok büyük görevler düşüyor".     

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI ANAYASAYA AYKIRI
Güneydoğu'da terör olayları nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasaklarının Anayasaya aykırı olduğunu iddia eden Tanal, "Anayasamızın mevcut hükümleri uyarınca olağanüstü hal veya sıkıyönetimi ilan etmediğiniz sürece sokağa çıkma yasağı da ilan edemezsiniz. Anayasamızda iki yerde sokağa çıkma yasağı kavramı vardır. Birincisi Olağanüstü Hal Kanunu'nda var, ikincisi ise Sıkıyönetim Kanunu'nda var. Yani siz bir ülkenin bir bölgesinde, bir şehirde veya bir şehrin belli bir ilçesinde veya o ilçenin belli bir mahallesinde sokağa çıkma yasağı ilan edebilmeniz için mutlak suretle ya olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan edeceksiniz. İl İdare Kanunu'nda gerekli tedbirler alınabilir deniliyor ama insan haklarını sınırlamamak kaydıyla ancak gerekli tedbirleri alınabilir. Anayasamızın 15. maddesinde, 'İnsan haklarını sınırlayacak her türlü eylem ve işlem ancak kanunla düzenlenir' deniliyor. Dolayısıyla İl İdare Kanunu'nda sokağa çıkma yasağı ilan etme gibi bir yetki verilmemiştir. İl İdare Kanunu'nda ne valiye ne de kaymakama sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi verilmemiştir. Anayasanın 13. maddesinde, 'Kamu düzenini tesis etmek için bir tedbir alıyorsanız temel hak ve özgürlüklerin özünü ortadan kaldırabilecek şekilde bir eylem ve işlem yapamaz, temel hak ve özgürlükleri sınırlayamazsınız' diyor. Buna rağmen AKP iktidarı Güneydoğu'da sokağa çıkma yasağı neden ilan etti? Bunun arkasındaki mantık ve amaç neydi? Paris'teki patlamada Fransa hemen olağanüstü hal ilan etti ve hemen Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreterliğine bunun bilgisini verdi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzalayan ülkeler, o hükümlere göre yükümlülüklerini yerine getirmesi lazım. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 15.maddesinde, 'Bu sözleşmeyi imzalayan taraflar eğer ülkelerinde olağanüstü hal veya sıkı yönetim ilan ederlerse Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bilgi verir' deniyor. Bu maddenin konuluş amacı; Avrupa Birliği ülkelerinin olağanüstü hal veya sıkı yönetim ilan edilen bölgede idari ve siyasi anlamda insan hakları ihlali olup olmadığını denetlemesidir. Olaya bu pencerede baktığımızda AKP hükümeti, Avrupa Birliği'nin burada yapılan insan hakları ihlallerini görmesini engellemek, perdelemek ve bilgi vermemek için hukuk dışı sokağa çıkma yasağı ilan ediyor" dedi.

ATATÜRK POSTERİNİN ÇÖPE ATILDIĞI İDDİASI
CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın odasındaki Atatürk posterini indirterek çöpe attırdığı, bunu haber yapan internet sitesinin de CHP tarafından kapattırılmak istendiği yönündeki iddiaların sorulması üzerine Mahmut Tanal, "Ben maraba, sokakta çalışan bir milletvekiliyim. Bu konularla ilgili gerçekten bilgim yok. Ama netice itibariyle öyle bir olay da varsa- genel başkanımız da zaten söyledi- kesinlikle affedillmez, partiden ihraç edilir" dedi. 

CUMHURBAŞKANINI MECLİS SEÇMELİ 
Bir başka basın mensubunun, "Cumhurbaşkanını halkın değil, yine Meclis'in seçmesi gerektiğini söylediniz. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi sizi neden bu kadar tedirgin ediyor" şeklindeki sorusu üzerine de Tanal, "Ben halkın iradesine sonsuz derecede saygı duyan bir siyasetçiyim. Hiçbir ülkede iki başlılığın yürüyemeyeceğini söyledim. Hukukçu kimliğimle geçmişte de bunu söyledim. Tüm Anayasa hukukçuları şunu söyler: Bir ülkede ya cumhurbaşkanı ya da başbakan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı yüzde 52, başbakan yüzde 55 oy alırsa kimin sözü geçerli olacak? Burada bir ikilem var. Hukuk sistemleri iki başlılığı kabul etmez. Şu anda Türkiye bilerek bu kaosa sürüklenmiş durumda. İş kazası oluyor...Cumhurbaşkanı konuşuyor, Çalışma Bakanı konuşmuyor. Elektrikler kesiliyor Enerji Bakanı konuşmuyor, Cumhurbaşkanı konuşuyor. Hava sahamızla ilgili bir ihlal oluyor Dıişleri Bakanlığı ve Başbakan konuşmuyor, Cumhurbaşkanı konuşuyor. Böyle olunca 'Benim oyum yüksek olduğu için her şeyde ben yetkiliyim' denmesi büyük bir çatışmaya ve krize neden oluyor. Aslında şu anda Türkiye'de hükümetle cumhurbaşkanı arasında büyük bir kriz var. Bu çift başlılıktır ve dünya bu iki başlılığa izin vermiyor. Aslında cumhurbaşkanının tarafsız olup kurumlar arasındaki uyumu sağlaması gerekirken mevcut cumhurbaşkanı kurumlar arasındaki uyumu sağlamak yerine gittikçe çatışmayı derinleştiren, kurumları birbirinden ötekileştirip ayrıştıran bir konuma gelmiştir. Başbakanı, bakanları ve tüm kurumları bir tarafa atmış her konuda kendisini söz sahibi gören bir cumhurbaşkanı var karşımızda. Bunu önlemenin yolu, geçmişte nasıl cumhurbaşkanı parlamento tarafından seçilyorsa yine parlamento tarafından seçilmeli ve seçimle hükümetler, iktidarlar gelmeli. Neticede cumhurbaşkanın paralamentoda tarafından seçilmesi, yine halk tarafından seçilmesi demektir. Biz bugüne kadar cumhurbaşkanını meclis olarak seçiyorduk da ülke yönetilemiyor muydu? İki başlılığa yön vermek bir kaostur ve şu anda ülkede bir siyası kriz var. Çünkü her konuda cumhurbaşkanı konuşuyor, başbakan vesayet altında. Başbakanı bu vesayetten kurtarmak zorundayız" dedi. 

ÇOK OKUNAN HABERLER

  • z Ataşehir'in Kaderini Değiştirdi!
  • z Ufuk Bulut'tan Ataşehir Gerçeği...
  • z Battal İlgezdi milli takımını kurdu..
  • z Ayağı yere basan projeler.
  • z İMAR İSKAN BLOKLARI "ÇÖZÜMZÜZLÜĞÜN YENİ ADI"
  • z SADİ ÖZATA "Ben Ataşehir”in neferiyim"